← Tefsir Yazılarına Dön

Alak Suresi Tefsiri

Külliyat

Alak suresi, Peygamberimize (saa) nazil olan ilk suredir ve 19 ayeti bulunmaktadır. Bu bakımdan nüzul sırasına göre birinci suredir; mevcut mushafa göre ise doksan altıncı (96) suredir. Bu mübarek surenin isimleri “Alak ve İkra” olarak geçmektedir.

Fazilet

1- Peygamberimizin (saa) şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

Alak suresini kim okursa, Kur-anın mufassal (büyük) surelerinin hepsini okumuş gibi olur.[1]

2- İmam Sadık şöyle buyurmuştur:

Kim Alak suresini okursa; okuduğu gece veya gündüz ölürse; şehit olarak dünyadan gider. Allah Teâlâ onu şehit olarak mahşur eder ve Allah’ın Rasulü (saa) ile birlikte Allah yolunda kılıç sallayan kişi gibi diriltir.[2]

Özellik

Nüzul Konusu

1- Tefsircilerin birçoğuna göre Peygamber Efendimize (saa) ilk inen sure Alak suresidir. Bazılarına göre ise ilk beş ayetidir.[3]

Rivayetlerde nakledildiği üzere Peygamberimiz (saa) Hira mağarasında iken Cebrail gelip "Ey Muhammed! Oku" diye söylemiştir. Peygamberimiz (saa) "Ben okuma bilmem" diye cevap vermiştir. Cebrail onu kucaklayıp sıkıştırarak tekrar "Oku" diye buyurmuştur. Peygamberimiz (saa) yine aynı cevabı vermiştir. Cebrail üçüncü defa sıkıştırıp Alak suresinin ilk beş ayetini nazil kılmış ve kayıp olup gitmiştir.[4]

2- Ehlibeyt imamlarından olan İmam Ali Naki, Peygamberimize (saa) gelen ilk vahiyler hususunda şöyle buyurmaktadır:

Rasulullah (saa) Şam’a gidip gelerek yaptığı ticareti bırakıp, bu ticaretlerden Allah’ın kendisine nasip ettiği kazancı tümü ile sadaka olarak dağıttıktan sonra, her gün sabahları Hira dağına giderdi. Bu dağa çıkarak onun tepelerinden yüce Allah’ın rahmetinin eserlerine, onun rahmetinin şaşırtıcı görüntülerine, hikmetinin emsalsiz güzelliklerine, göklerin derinliklerine, yeryüzünün köşe bucaklarına, denizlere, çöllere, derelere bakardı ve bu yaratılış eserlerinden ibret alırdı. Yüce Allah’ın kâinata yansıyan bu varlık belirtileri üzerinde düşünceye dalardı ve Allah’a gerçek anlamı ile ibadet ederdi. Rasulullah (saa) kırk yaşını doldurunca ve yüce Allah kalbine bakıp da, onu kalplerin en erdemlisi, en yücesi, en itaatkârı, en korkanı, en boyun eğeni olarak bulunca, gök kapılarına izin verdi de açıldılar ve peygamber göğe baktı. Meleklere izin verdi de indiler ve peygamber onları gördü. Rahmete emretti de arşın sütunu tarafından peygamberin başına ve yüzene indirildi. Nuru ile taçlaşmış meleklerin tavusu, Ruh-ul Emin lakaplı Cebrail’e baktı da o yanına inerek kolundan tutup sarstı ve şöyle dedi: "Oku, Ey Muhammed!" Peygamberin "Ne okuyayım?" demesi üzerine Cebrail Allah’ın kendisine vahyettiğini ona vahyedip, arkasından yükseklere çıktı.[5]

Besmelenin Tefsiri

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ‏

Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla

"Besmele" Rabbimizin, Efendimize (saa) söylediği ilk bu sözdür ve Kur’an-ı Kerimin, bir suresi hariç, bütün surelerinin başında bulunmaktadır. Bu bakımdan ilk sure ve öteki sureler ineceği zaman “Besmele” ile başlanmıştır. Nitekim İmam Cafer Sadık (sa) şöyle buyurmuştur:

Resulullah’a (saa) inen ilk şey, “Bismillah-ir Rahman-ir Rahim…” idi.[6]

Önemli Kavramlar

İnşallah, her ayetin veya her surenin içindeki en önemli kelimeleri ve kavramları belirleyeceğiz. Bu ayetin içindeki en önemli kelimeler şunlardır:

  1. Allah
  2. Rahman
  3. Rahim

Şimdi bu kelime ve kavramları anlamaya çalışacağız:

1- Allah

Rağıb İsfahani, Allah Teâlâ’nın ismi konusunda şöyle söylemiştir:

Bu kelimenin aslı “el-ilah” idi. Hemzesi hazfedilip Yüce Yaratıcının özel ismi haline geldi. Bu ismin yalnızca Yüce Allah’a mahsus olmasından dolayı şöyle buyurmuştur:

رَبُّ السَّماواتِ وَ الْأَرْضِ وَ ما بَيْنَهُما فَاعْبُدْهُ وَ اصْطَبِرْ لِعِبادَتِهِ هَلْ تَعْلَمُ لَهُ سَمِيًّا
(Allah) göklerin ve yerin; bu ikisi arasında bulunanların Rabbidir. Öyleyse ona ibadet et ve Ona ibadet konusunda sabırlı ol. Acaba O’nun adaşı olan birini bilir misin?[7]

İlah sözcüğüne gelince, Araplar, bunu Lat da dâhil tüm mabudlarına; taptıkları tüm putlara isim yapmışlardır. Kendisini bir mabud edindikleri için güneşi de “ilahe” diye adlandırmışlardır. Dolayısıyla “İlah” sözcüğü “mabud, ibadet edilen şey, kulluk edilen şey” anlamına gelir.

1- İlah sözcüğü ise “Elehe” kelimesinden türemiştir. “Elehe” kelimesi hayret etmek, şaşmak ya da şaşırmak, anlamına gelir. Müminlerin Emiri Hz. Ali (a.s) bu konuda şöyle söylemiştir:

Sıfatların tahriri O’nun sıfatlarının altında yorgunlukla kalıverdi, orada diller bile şaştı, yolunu kaybetti.

Nitekim bir hadisi şerifte şöyle buyrulmaktadır:

Allah’ın nimetlerini tefekkür ediniz, ama Allah’ın kendisini değil.

2- “Velah” sözcüğünden türemiştir. Sonradan “vav” harfi “elif” harfi ile değiştirilmiştir. Böyle adlandırılmasının nedeni, her mahlûkun ona karşı özlem duymasıdır. Bu noktadan hareketle bazı hikmet ehli kişiler “Allah tüm varlıkların sevgilisidir” demişlerdir. Şu ayeti kerime de buna delalet etmektedir:

تُسَبِّحُ لَهُ السَّماواتُ السَّبْعُ وَ الْأَرْضُ وَ مَنْ فيهِنَّ وَ إِنْ مِنْ شَيْ‏ءٍ إِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ وَ لكِنْ لا تَفْقَهُونَ تَسْبيحَهُمْ إِنَّهُ كانَ حَليماً غَفُوراً
Yedi (kat) gök ve yeryüzü; bunlarda bulunan kişiler, Onu tesbih ederler. Onu, hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Lakin siz onların tesbihlerini anlamazsınız.[8]

3- “Lahe” fiilinden türemiştir. “Lahe” İhticab, örtünme ve gizlenme anlamına gelir. Bununla Yüce Allah’ın şu sözüne işaret edildiğini söylemişlerdir:

لا تُدْرِكُهُ الْأَبْصارُ وَ هُوَ يُدْرِكُ الْأَبْصارَ وَ هُوَ اللَّطيفُ الْخَبيرُ
Gözler O’nu idrak etmez, ama O gözleri idrak eder. O latif’tir, haberdardır.[9] [10]

4- Peygamberimiz (saa) şöyle buyurmuştur:

Her şey hakkında derin düşünebilirsiniz. Fakat Allah'ın varlığının mahiyeti hakkında düşünmeyiniz. Zira semanın yedinci katı ile kürsüsüne varıncaya kadar yedi bin nur perdesi vardır. Allah'ın hâkimiyeti daha bunların üzerindedir. Ve bunlar da Allah'ın kuvvet ve kudret tasarrufunun altındadırlar.[11]

5- İmam Sadık şöyle buyurmuştur:

Hz. Ali’nin huzuruna Yahudi âlimlerinden biri geldi ve “Ey Ali (sa)! Kendisine ibadet ettiğin Rabbini gördün mü?” dedi. Hz. Ali “Yazıklar olsun sana! Ben, kendisini görmediğim bir Rabbe ibadet etmem” diye buyurdu. Yahudi âlim “Rabbini nasıl gördün?” diye sordu. Hz. Ali “Yazıklar olsun sana! O gözle görülmez. Ancak O’nu, iman hakikatleriyle kalpler görür” diye buyurdu.[12]

Kalp, gözden daha güçlü bir organdır. Zira göz yalnızca kısa bir mesafe içinde olan şeyleri görür. Ayrıca sadece nesnenin dışında olan şeyleri görür ve içinde olan şeyleri fark edemez. Ancak kalp, bilmediği ve tanımadığı şeyleri bile tasavvur edebilir. Örnek olarak; bir insan Çin’e gitmediği halde orayı hayalinde canlandırabilir. İçine girmediği halde dünyanın orta merkezini düşünebilir. İşte kalp bu özellikleriyle gözden daha güçlü bir organ olmasına rağmen, yine de Allah’ı idrak edemez. Dolayısıyla kalpten daha zayıf olan gözün Allah’ı görmesi olanaksızdır.

2- Rahman

“Rahman” kelimesi rahmet kelimesinden türemiştir.[13] Rahmet, iyilik etmeyi gerektiren şefkat anlamına gelir. Yüce Allah hakkında kullanıldığı zaman, yalnızca iyilik etmek ve nimet vermek anlamlarında kullanılır. İnsanlar hakkında kullanıldığı zaman, onlar her hangi bir olaydan etkilenip kalpleri şefkat duygularıyla dolmakta, dolayısıyla iyilik etmektedirler. Ancak bu olay yüce Allah konusunda söz konusu değildir. Zira yüce Allah’ın etkilenecek bir kalbi yoktur.[14]

1- Rahman kelimesi, yüce Allah’ın isimlerinden biridir ve ondan başkası için kullanılmaz. Öte taraftan “Rahman” kelimesi tek başına birçok ayette “Allah” kelimesinin yerine de kullanılmıştır. Örnek olarak;

وَ قالُوا اتَّخَذَ اللَّهُ وَلَداً
Dediler ki; Allah, çocuk edinmiştir.[15]

2- Başka bir ayeti kerimede ise şöyle buyurmaktadır:

وَ قالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمنُ وَلَداً
Dediler ki; Rahman, çocuk edinmiştir.[16]

3- İmam Cafer Sadık şöyle buyurmuştur:

Rahman genel sıfat olan özel bir isimdir. Rahim ise özel sıfat olan genel bir isimdir.[17]

4- İmam Cafer Sadık şöyle buyurmuştur:

Allah, her şeyin ilahıdır. Rahman, bütün yaratıklara karşı merhametlidir. Rahim, özellikle müminlere karşı merhametlidir.[18]

3- Rahim

Bu sözcük de rahmet kelimesinden türemiştir.[19] Rahman kelimesinden sonra zikredilmesinin nedeni ise rahmetini belli bir zümre olan müminlere has kıldığı içindir. Rahim, rahmeti sürekli olan anlamına gelir. Bu bakımdan Allah, yalnızca müminlere karşı, sürekli olan özel rahmeti ve merhameti ile muamele eder ve edecektir.

1- Bundan dolayı Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

وَ كانَ بِالْمُؤْمِنينَ رَحيماً
O müminlere karşı rahimdir.[20]

2- Rabbimiz yine şöyle buyurmaktadır:

وَ رَحْمَتي‏ وَسِعَتْ كُلَّ شَيْ‏ءٍ فَسَأَكْتُبُها لِلَّذينَ يَتَّقُونَ وَ يُؤْتُونَ الزَّكاةَ وَ الَّذينَ هُمْ بِآياتِنا يُؤْمِنُونَ
Rahmetim her şeyi kuşatmıştır. Ancak onu yakında takva sahiplerine, zekât verenlere ve ayetlerimize iman eden kişilere yazacağım.[21]

3- Peygamberimiz (saa) Kutsi bir hadiste Allah-u Teâlâ’nın şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

Ey Muhammed’in ümmeti! Rahmetim gazabımın önüne geçmiştir. Dolayısıyla onu benden istemeden önce sizlere veririm ve benden bağışlanma dilemeden önce sizleri bağışlarım.[22]

4- Peygamberimiz (saa) şöyle buyurmuştur:

Allah-u Teâlâ rahmeti yüz bölüm olarak yaratmıştır. Bir bölümü yaratıklarının arasındadır ve onun vasıtasıyla birbirlerine şefkatli davranırlar. Doksan dokuz bölümünü ise kendi dostları için saklamıştır.[23]

5- Peygamberimiz (saa) şöyle buyurmuştur:

Kıyamet gününde, Allah-u Teâlâ, insanları Hakkın rahmetinden umutlarını kesmelerine sebep olan kişileri, kapkara bir yüzle yaratacak ve onlar “Bunlar, Allah’ın rahmetinden umut kesilmesine neden olan kişilerdir” diye söylenecektir.[24]

6- İmam Ali şöyle buyurmuştur:

(Ey insan) Rabbinden kork ve rahmetine karşı ümitli ol ki, seni korktuğun şeyden güvende kılsın ve ümit ettiği şeye ulaştırsın.[25]

7- Allah’ın sonsuz rahmeti şeytanı bile umutlandırmaktadır. İmam Cafer Sadık’tan şöyle nakledilmiştir:

Yüce Allah, kıyamet günü olduğu zaman, rahmetini yaydıkça yayacaktır. Nihayet şeytan bile onun rahmetinin içinde yer almak için hırslanacaktır.[26]

8- Kıyamet gününde cehenneme gitmeleri gereken iki adam getirecekler. Onlardan birine “Cehenneme gir” diye emredilecek. O adam hızla ve aceleyle cehenneme doğru gidecek. Ona “Seni nereye gönderdiklerini bilmiyor musun?” diye soracaklar. O adam şöyle cevap verecek:

Biliyorum, ben Allah’a isyan ettiğim için cehenneme gitmeye müstahak oldum. Eğer bugün de Rahman ve Rahim olan Allah’a isyan edersem, daha çok azap edilmeye müstahak olacağım. Bunun için Rahman ve Rahim olan Allah’ın emrini yerine getirmek için acele ediyorum, Onun emrinin gecikmemesi için hızla koşuyorum.

Bu davranış ve bu sözlerden dolayı “ilahî rahmet” coşmaya başlayacak ve meleklere şöyle hitap edilecektir: "O kulumu geri çevirin ve cennete götürün." Öteki adamı getirecekler. Onun hakkında da “Bu adam cehenneme müstahaktır ve cehenneme götürün” diye emir gelecektir. O adam şöyle arz edecek:

Allah’ım! Ben çok günahkarım, ancak benim senin hakkındaki zannım böyle değildi. Ey merhametlilerin en merhametlisi! Ben senin sonsuz rahmetine ümit bağlamıştım.

Merhametlilerin en merhametlisi olan Allah meleklere şöyle hitap edecek: "Kulum doğru söylüyor. O benim rahmetim konusunda iyi zanda bulunuyordu, benim rahmetime ümit bağlamıştı. Onun ümitsiz olmasını istemiyorum. Onu cennete götürün."[27]

Dolayısıyla her zaman Allah’ın rahmeti konusunda ümitli olmalıyız. Onun merhametli davranacağı hususunda iyi zanda bulunmalıyız.

Ayetlere Göre Besmele

Çeşitli toplumlar ve milletler arasında, önemli işleri değer verdikleri kişilerin isimleriyle başlatmak bir gelenektir. Böylece yapacakları işin bereketli olacağına inanırlar. Elbette her toplum kendi inancına göre hareket eder.

1- Müşrikler önemli işlerine putların adıyla başlarlardı. Kurbanlarını onların adına keserlerdi. Ancak Allah-u Teala, kendi mübarek adından başkası adıyla kesilen şeylerin haram olduğunu ilan ederek şöyle buyurmuştur:

حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ وَ الدَّمُ وَ لَحْمُ الْخِنْزيرِ وَ ما أُهِلَّ لِغَيْرِ اللَّهِ بِهِ
Sizlere şunlar haram kılınmıştır: Ölü eti, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına kesilen şeyler…[28]

2- Firavun’un taraftarları, önemli işlerine onun adıyla başlıyorlardı. Sihirbazlar, Hz. Musa’nın karşısında yer aldıkları zaman şöyle dediler:

فَأَلْقَوْا حِبالَهُمْ وَ عِصِيَّهُمْ وَ قالُوا بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ إِنَّا لَنَحْنُ الْغالِبُونَ
Sonra onlar iplerini ve asalarını attılar. “Firavun’un üstünlüğü adına bizler galip geleceğiz” dediler.[29]

3- Ancak ilahî dinlerde her işe “Besmele” ile başlanır. Nuh (as) gemiye binmeden önce, iman edenlere şöyle buyurdu:

وَ قالَ ارْكَبُوا فيها بِسْمِ اللَّهِ مَجْراها وَ مُرْساها إِنَّ رَبِّي لَغَفُورٌ رَحيمٌ
(Nuh) dedi ki: “Onun içine binin. Onun yüzmesi de durması da Allah’ın adıyla olacaktır.”[30]

4- Süleyman (as) Belkıs’a mektup yazıp gönderdiği zaman, Belkıs adamlarına mektubu şöyle tanıtmıştır:

إِنَّهُ مِنْ سُلَيْمانَ وَ إِنَّهُ بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ
Muhakkak ki (mektup) Süleyman’dandır ve “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla” (başlamakta)dır.[31]

5- Kur-an’ı kerimde 114 tane sure bulunmaktadır. Bir tanesi dışında hepsi “Besmele” ile başlamaktadır. Gördüğümüz gibi ilk nazil olan Alak suresi de “Besmele” ile başlamış ve Kur-an okumaya “Besmele” ile başlanması gerektiğini buyurmuştur:

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ‏، اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذي خَلَقَ
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla, yaratan Rabbinin adıyla oku.[32]

Rivayetlere Göre Besmele

1- Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

Besmele ile başlanılmayan her önemli iş güdüktür (veya) kesiktir.[33]

2- Fahrettin Razi ve Beyhakî, Ebû Hureyre'den şöyle nakletmişlerdir:

"Hz. Peygamber (s.a.s.) namazlarında besmeleyi açıktan okurdu."[34]

Sonra Beyhakî; Ömer b. Hattab, İbn Abbas, İbn Ömer ve İbn Zübeyr‘den de besmeleyi açıktan okuduklarını rivayet etmiştir. Hz. Ali’ye gelince, onun besmeleyi açıktan okuduğu tevatürle sabit olmuştur. Kim dinî hususunda Hz. Ali'ye uyarsa o kimse doğruyu bulmuş olur. Bunun delili ise Hz. Peygamberin (s.a.s.) buyurduğu şu sözdür:

Ey Allah’ım! Ali (sa) nerede dönüp dolaşırsa, hakkı da onunla birlikte dönderip dolaştır.[35]

3- Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

Kim besmeleyi terk ederse, Allah'ın kitabından bir ayet bırakmış olur.[36]

4- Fahrettin Razi “Besmele Kur-an’dandır” hakkındaki görüşünü şu olayı anlatarak bütün sahabenin de kabul ettiğini nakletmiştir:

Muâviye, Medine’ye gelip halka, açıktan okunması gereken bir namaz kıldırmış ve bu namazda Fatiha’yı besmelesiz okumuştu. Namazını bitirince, Muhacir ve Ensâr her taraftan, "Unuttun mu yoksa Kur'ân-a başlarken besmele hani?" diye seslendiler. Bunun üzerine o, namazı yeniden kıldırdı ve besmeleyi de okudu.[37]

5- Muaviye b. Ammar şöyle nakletmiştir:

İmam Cafer Sadık'a şöyle sordum: Namaz kılarken fatiha suresinin başında "Bismillahirrahmanirrahim" demeli miyim? "Evet" diye cevap verdi. Fatihadan sonra zammı sure okuyacağım zaman da "Bismillahirrahmanirrahim" demeli miyim? Yine "Evet" diye cevap verdi.[38]

6- İmam Muhammed Bakır yine şöyle buyurmuştur:

Allah Resulü (saa) "Bismillahirrahmanirrahim" derken sesini yükseltirdi.[39]

7- İmam Rıza’dan şöyle nakledilmiştir:

Namazların hepsinde “Bismillahirrahmanirrahim”i yüksek sesle söylemek sünnettir.[40]

8- İbni Abbas şöyle anlatmaktadır:

Resûlullah (saa) kırâatını “bismillâhirrahmânirrahîm” ile başlatıyordu.[42]

9- İmam Hasan Askerî şöyle nakletmiştir:

Bir adam ona (Ali'ye) "Eğer bu toplantıda kendisiyle imtihan olduğum günahımı görürsen bana tanıt" dedi. O "Oturduğun zaman “Bismillahirrahmanirrahim” demedin. Oysa Allah'ın Resulü (saa) Allah'ın şöyle buyurduğunu söylemiştir; Hakkında bismillah söylenmeyen her işin sonu kesiktir." diye cevap verdi.[43]

10- İmam Cafer Sadık şöyle buyurmuştur:

“Bismillah” surelerin tacıdır.[44]

11- Sadece Tevbe suresinin başında “Besmele” yoktur. Bunun nedenini Hz. Ali şöyle açıklamıştır:

“Bismillah” güven ve rahmet kelimesidir. Kâfirlerden ve müşriklerden beraat ilanı ise güven ve rahmet ile uyum sağlamaz.[45]

Çıkarımlar


1. Ayetten 5. Ayete Kadarki Bölüm

اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذي خَلَقَ (1) خَلَقَ الْإِنْسانَ مِنْ عَلَقٍ (2) اقْرَأْ وَ رَبُّكَ الْأَكْرَمُ (3) الَّذي عَلَّمَ بِالْقَلَمِ (4) عَلَّمَ الْإِنْسانَ ما لَمْ يَعْلَمْ (5)

1- Yaratan Rabbinin adıyla oku. 2- İnsanı Alak’tan yarattı. 3- Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir. 4- (O) kalemle (ilim) öğreten kimsedir. 5- İnsana bilmediği şeyleri öğretti.

Kelimeler

Tefsir

1- Yaratan Rabbinin adıyla oku.

Allah-u Teâlâ, Peygamberimize (saa) Kur-anı okuması gerektiğini emretmektedir. “Oku” emrinden iki konu anlaşılır: 1- Kendisine okumalıdır. 2- Topluma okumalıdır. Ayrıca Kur-anı, her şeyi yaratan rabbin adını anarak okumalıdır.

Ayetlere Göre Kur-an ve Onu Okumak

1- Kur-an; hidayete, Furkan’a ve apaçık kanıtlara sahiptir.

شَهْرُ رَمَضانَ الَّذي أُنْزِلَ فيهِ الْقُرْآنُ هُدىً لِلنَّاسِ وَ بَيِّناتٍ مِنَ الْهُدى‏ وَ الْفُرْقانِ
Hidayetten ve Furkan’dan apaçık kanıtlar bulunduran; insanlar için hidayet olan Kur-an Ramazan ayı içinde indirilmiştir.[46]

2- Kur-an en doğru yola iletir.

إِنَّ هذَا الْقُرْآنَ يَهْدي لِلَّتي‏ هِيَ أَقْوَمُ وَ يُبَشِّرُ الْمُؤْمِنينَ الَّذينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحاتِ أَنَّ لَهُمْ أَجْراً كَبيراً
Gerçekten bu Kur-an en doğru yola hidayet eder ve iyi işler yapan müminlere, kendileri için büyük bir ecir olduğunu müjdeler.[47]

3- Kur-an; her şeyi açıklayan, Müslümanlar için hidayet, rahmet ve müjde olan bir kitaptır.

وَ نَزَّلْنا عَلَيْكَ الْكِتابَ تِبْياناً لِكُلِّ شَيْ‏ءٍ وَ هُدىً وَ رَحْمَةً وَ بُشْرى‏ لِلْمُسْلِمينَ
Sana Kitabı, her şeyin açıklayıcısı; Müslümanlar için hidayet, rahmet ve müjde olarak indirdik.[48]

4- Peygamberimiz (saa) Kur-anı ve onu okuyup yaşamayı terk edenleri kıyamet gününde Allah-u Teâlâ’ya şikayet edecektir.

وَ قالَ الرَّسُولُ يا رَبِّ إِنَّ قَوْمِي اتَّخَذُوا هذَا الْقُرْآنَ مَهْجُوراً
Rasul "Ya Rabbi, kavmim, bu Kur-anı terk edilmiş bıraktılar” demiştir.[49]

Rivayetlere Göre Kur-an ve Onu Okumak

Ayetlere Göre Rububiyyet

Mekkeli müşrikler, hiç itiraz etmeden Allah’ın Halik (yaratıcı) olduğunu kabul ediyorlardı:

وَ لَئِنْ سَأَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّماواتِ وَ الْأَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ
Eğer onlara “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorarsan, mutlaka “Allah” derler.[59]

Peki, müşrikler neyi kabul etmiyorlardı? Onlar Allah’ın “Rububiyyet” konusundaki tevhidini kabul etmiyorlardı.

1- Allah Peygamberimize (saa) hitap ederek şöyle buyurmaktadır:

قُلْ أَ غَيْرَ اللَّهِ أَبْغِي رَبًّا وَ هُوَ رَبُّ كُلِّ شَيْ‏ءٍ
De ki; Allah her şeyin Rabbi iken Ondan başka bir rab mi arayayım?[60]

2- Allah Âlem-i Zer hakkında şöyle buyurmaktadır:

وَ إِذْ أَخَذَ رَبُّكَ مِنْ بَني‏ آدَمَ مِنْ ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَ أَشْهَدَهُمْ عَلى‏ أَنْفُسِهِمْ أَ لَسْتُ بِرَبِّكُمْ قالُوا بَلى‏
...“Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” (demişti.) “Evet” demişlerdi.[61]

3- Nemrut “Rablik” iddiasında bulunmuştu:

إِذْ قالَ إِبْراهيمُ رَبِّيَ الَّذي يُحْيي‏ وَ يُميتُ قالَ أَنَا أُحْيي‏ وَ أُميتُ...
İbrahim dedi ki: “Benim Rabbim, diriltir ve öldürür.” (Nemrut) Dedi ki: “Ben de diriltirim ve öldürürüm.”[62]

4- Yusuf (as) zindan arkadaşlarına hitap ederek:

يا صاحِبَيِ السِّجْنِ أَ أَرْبابٌ مُتَفَرِّقُونَ خَيْرٌ أَمِ اللَّهُ الْواحِدُ الْقَهَّارُ
Ey zindan arkadaşlarım! Farklı farklı rabler mi daha hayırlıdır, yoksa tek ve kahredici olan Allah mı?[63]

5- Firavun da “Rablik” iddiasında bulunmuştu:

فَقالَ أَنَا رَبُّكُمُ الْأَعْلى‏
Dedi ki: “Ben sizin en ulu rabbinizim.”[64]

6- Peygamberimizin de müşriklerle yaşadığı sorun:

قُلْ مَنْ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّماءِ وَ الْأَرْضِ ... فَسَيَقُولُونَ اللَّهُ فَقُلْ أَ فَلا تَتَّقُونَ
De ki: “Gökten ve yerden size rızık veren kimdir?...” “Allah” diyecekler. De ki: “Peki, takvalı olup sakınmayacak mısınız?[65] [66]

Rivayetlere Göre Rububiyyet

1- Peygamberimiz (saa) Allah-u Teâlâ’ya dua ederken şöyle arz etmiştir:

...Sen rablerin Rabbisin. Canların malikisin. Affın ve cezanın sahibisin. Sadece sana mahsus olan “Rububiyyet” hürmetine...[67]

2- Hz. Ali, bazılarının kendisi hakkında Rububiyet iddiasında bulunduklarını işitince çok öfkelenmiş ve onları huzuruna çağırarak şöyle buyurmuştu:

Ey topluluk! Şeytan size galip gelmiştir. Ben, Allah’ın kulundan başka bir şey değilim...[68]

Sözlüğe ve Ayetlere Göre İnsan

1- Kamus yazarının tanımı: İnsan; unutmak ve terk etmek anlamına gelen “neseye” kelimesinden türemiştir.[69]

İnsan, unutkan olduğu için insan olarak adlandırılmış ve yüce Allah şöyle buyurmuştur: وَ لَقَدْ عَهِدْنا إِلى‏ آدَمَ مِنْ قَبْلُ فَنَسِيَ وَ لَمْ نَجِدْ لَهُ عَزْماً. (Kesinlikle daha önceden Âdem ile sözleştik; ancak o unuttu...)[70] [71]

2- Rağıb İsfahanî: İnsan kelimesi “ÜNS” kelimesinden türemiştir. ÜNS muhabbet ve dostluk anlamlarına gelir.[72]

3- İnsan; maddi ve manevi olmak üzere iki boyuta sahiptir:

إِذْ قالَ رَبُّكَ لِلْمَلائِكَةِ إِنِّي خالِقٌ بَشَراً مِنْ طينٍ، فَإِذا سَوَّيْتُهُ وَ نَفَخْتُ فيهِ مِنْ رُوحي‏ فَقَعُوا لَهُ ساجِدينَ
...Onu biçimlendirip ona ruhumdan üflediğim zaman derhal ona secdeye kapanın![73]

Rivayetlere Göre İnsan

Sözlüğe ve Ayetlere Göre Alak

1- Tabersi: Rutubet ve nem nedeniyle her şeye yapışan pıhtı halindeki bir kandır.[77]

2- Rağıb İsfahani: Pençeyle bir şeyi sıkıca tutmak. Boğaza asılı kalan kurtçuk, sülük.[78]

3- Ayetler:

ثُمَّ خَلَقْنَا النُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا الْعَلَقَةَ مُضْغَةً...
Sonra nutfe’yi (bir damla suyu) alak olarak yarattık. Ardından alak’ı bir çiğnem et parçası olarak yarattık...[79]
أَ يَحْسَبُ الْإِنْسانُ أَنْ يُتْرَكَ سُدىً ... ثُمَّ كانَ عَلَقَةً فَخَلَقَ فَسَوَّى
İnsan, başıboş bırakılacağını mı sanır? ... Sonra alaka oldu da (Rabbi onu) yarattı ve düzenledi.[80]

Rivayetlere Göre Alak

1- İmam Rıza: Yüce Allah insanın yaratılışını takdir etmiştir. Önce kırk gün nutfedir. Sonra onu çevirir ve kırk gün alak olur...[81]

2- Hz. Ali: Allah-u Teâlâ insanı rahimlerin karanlıklarında... O akıtılan bir nutfe ve belirsiz bir alak idi.[82]

3- İmam Muhammed Bakır: Rahmin içindeki Alak, koyu hacamat kanı gibi olur.[83]

4- İmam Sadık: Cenin; karın, rahim ve yumurtalık olmak üzere üç karanlık perde arkasında yer alır...[84]

Çıkarımlar (1-5. Ayetler)


6. Ayetten 8. Ayete Kadarki Bölüm

كَلاَّ إِنَّ الْإِنْسانَ لَيَطْغى‏ (6) أَنْ رَآهُ اسْتَغْنى‏ (7) إِنَّ إِلى‏ رَبِّكَ الرُّجْعى‏ (8)

6- Hayır böyle değil, kesinlikle insan tuğyan eder. 7- Kendini zengin gördüğü için. 8- Mutlaka dönüş yalnızca Rabbinedir.

Kur-an’daki Tağutlar

Tuğyan’ın Nedeni

1- İmanı olmayan kişi servete sahip olursa Karun gibi olur: قالَ إِنَّما أُوتيتُهُ عَلى‏ عِلْمٍ عِنْدي (Bu servet, bana, yalnızca benim sahip olduğum bir bilgiden dolayı verildi)[94]

2- Kudreti ele geçirirse Firavun gibi olur: وَ نادى‏ فِرْعَوْنُ في‏ قَوْمِهِ... (Mısır’ın mülkü benim değil mi?)[95]

3- İlim elde ederse Belam-ı Bavura gibi olur: ...فَانْسَلَخَ مِنْها فَأَتْبَعَهُ الشَّيْطانُ (O onlardan ayrılıp çıkmıştı...)[96]

Fakat imanı olan kişi bunlara sahip olursa Süleyman (as) gibi "هذا مِنْ فَضْلِ رَبِّي" (Bu Rabbimin fazlındandır)[97] veya Yusuf (as) gibi "رَبِّ قَدْ آتَيْتَني‏ مِنَ الْمُلْكِ" (Rabbim sen bana verdin)[98] der.

Çıkarımlar (6-8. Ayetler)


9. Ayetten 19. Ayete Kadarki Bölümün Tefsiri

أَ رَأَيْتَ الَّذي يَنْهى‏ (9) عَبْداً إِذا صَلَّى (10) أَ رَأَيْتَ إِنْ كانَ عَلَى الْهُدى‏ (11) أَوْ أَمَرَ بِالتَّقْوى‏ (12) أَ رَأَيْتَ إِنْ كَذَّبَ وَ تَوَلَّى (13) أَ لَمْ يَعْلَمْ بِأَنَّ اللَّهَ يَرى‏ (14) كَلاَّ لَئِنْ لَمْ يَنْتَهِ لَنَسْفَعاً بِالنَّاصِيَةِ (15) ناصِيَةٍ كاذِبَةٍ خاطِئَةٍ (16) فَلْيَدْعُ نادِيَهُ (17) سَنَدْعُ الزَّبانِيَةَ (18) كَلاَّ لا تُطِعْهُ وَ اسْجُدْ وَ اقْتَرِبْ (19)

9- Gördün mü (şu) men eden kişiyi? 10- Namaz kıldığı zaman bir kulu. 11- Gördün mü, (ya o kul) hidayet üzere ise. 12- Yahut takvayı emrediyor ise. 13- Gördün mü, (ya men eden) yalanlıyor ve yüz çeviriyor ise. 14- Bilmedi mi ki Allah kesinlikle görür? 15- Hayır böyle değil, eğer vazgeçmez ise (onun) alın saçından tutup sürükleriz. 16- Yalancı (ve) günahkâr alın saçından. 17- Sonra meclisini çağırsın (bakalım). 18- Yakında (biz de) Zebanileri çağıracağız. 19- Hayır böyle değil, ona itaat etme; secde et ve yaklaş.

Zamanın Tağutu (Ebu Cehil)

Ebu Cehil hayatının sonuna kadar Peygamberimize (saa) düşmanlık yaptı. Bedir savaşında son nefeslerini verirken bile İbni Mesut'a "Hayatım boyunca en çok nefret ettiğim kişi odur. Hatta ölürken bile ondan nefret ediyorum." dedi. Peygamberimiz: "Benim zamanımın firavunu, Musa’nın zamanının firavunundan daha kötü idi." buyurmuştur.[133] [134]

Tefsir: Kulluk, Namaz, Hidayet ve Takva

Peygamberimizin (saa) şu dört özelliğine vurgu yapılmıştır:

Taşların Ve Ağaçların Peygamberimizi Selamla Tebrik Etmeleri

Hz. Ali (sa) şöyle buyurmuştur: "Onunla beraber her bir vadiye girdiğimizde önünden geçtiği her taş ve ağaç mutlaka ona: 'Esselamu aleyküm ya Rasülallah!' diyordu. Ben de bu sözleri işitiyordum."[135]

İlk Müslüman Olan Kişiler

Peygamberimiz (saa) Hz. Ali’ye (sa) işaret ederek: "Bu şahıs (Ali) bana iman eden ilk kişidir. Kıyamette de benimle tokalaşacak olan ilk kişidir." buyurmuştur.[138] İbni Abbas: "Erkeklerden iman eden ilk kişi Ali (sa) ve kadınlardan iman eden ilk kişi de Hatice’dir." demiştir.[142]

Peygamberimizin (saa) Varaka’yı İslam’a Davet Edişi

Varaka b. Nevfel olayları işitince "Müjdeler olsun sana. Ben şahadet ederim ki; sen, Meryem'in oğlu İsa'nın müjdesini verdiği peygambersin." demiştir.[144]

Peygamberimiz (saa) Hakkında Nakledilen Uygunsuz Rivayetler

Peygamberimizin vahyi alınca kendisini uçurumdan atmayı düşündüğüne dair İsrailiyat kaynaklı uydurma rivayetler gerçeği yansıtmaz.[149] Kur'an onu şu şekilde tanıtır:

قُلْ إِنِّي عَلى‏ بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّي
De ki; “Muhakkak ki ben Rabbimden olan apaçık bir delile sahibim.”[150]

ALAK SURESİYLE İLGİLİ SORULAR

  1. Alak suresinin nüzul konusu nedir? Anlatın.
  2. Allah Teâlâ gözle görülür mü? Hz. Ali Yahudi’ye ne cevap vermiştir?
  3. Allah-u Teâlâ’nın rahmeti ve cehennemlik iki kişi hakkındaki rivayeti anlatın.
  4. Peygamberimize (saa) göre, besmele ayet midir? Namazda surelerin başında okumak gerekir mi?
  5. Allah-u Teâlâ’nın ilk emri nedir? Bunu Alak suresinde kaç defa emrediyor?
  6. Allah-u Teâlâ’nın Rububiyeti nedir?
  7. İmam Cafer Sadık’a göre, insan kelimesinin anlamı nedir?
  8. Alak kelimesinin anlamı nedir? Anlatın.
  9. Kur-an okumakla ilgili bir ayet ve bir tane de hadis söyleyin.
  10. Tuğyan nedir? İnsan niçin tuğyan eder?
  11. Namaz kılan ve onu men eden kişi kimdir? Olayı anlatın.
  12. Namaz hakkında bir ayet ve bir tane de hadis anlatın.
  13. Hidayet nedir? Kimler hidayetçidir?
  14. Takva nedir? Takva hakkında bir ayet ve bir tane de hadis söyleyin.
  15. Taşlar ve ağaçlar Peygamberimize (saa) nasıl selam vermişlerdir? Bunu kim görmüştür?
  16. Peygamberimize (saa) ilk iman eden kişiler kimlerdir? Anlatın.
  17. Peygamberimiz (saa) Varaka’nın yanına niye gitmiştir? Varaka ne cevap vermiştir?
  18. Peygamberimiz (saa) kendisini uçurumdan atmayı düşünmüştür? Anlatın.
  19. Kur-an’a göre, Peygamberimiz (saa) vahiy konusunda ne düşünüyordu?
  20. Allah-u Teâlâ’ya yakınlaşmanın en güzel vesilesi nedir?

Kaynakça ve Dipnotlar