Kalem Suresi Tefsiri
Külliyat
Kalem suresi, nüzul sırasına göre ikinci sıradadır ve Alak suresinden sonra nazil olmuştur. Mekke döneminde inmiştir. 52 ayettir. Surenin en meşhur ismi "Kalem"dir, ayrıca ilk ayetinde geçen "Nûn" harfinden dolayı "Nûn Suresi" olarak da anılmaktadır.
Kalem Suresi (1-7. Ayetler)
ن وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ (1)
1- Nûn. Kaleme ve (yazanların) satır satır yazdıklarına yemin olsun ki,
2- Sen, Rabbinin nimeti sayesinde bir deli değilsin.
3- Ve şüphesiz senin için bitip tükenmeyen kesintisiz bir ecir vardır.
4- Ve şüphesiz sen yüce bir ahlak üzeresin.
5- Yakında göreceksin ve onlar da görecekler;
6- Hanginizin fitneye uğrayıp deli olduğunu.
7- Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir; hidayete erenleri de en iyi bilendir.
Kelimeler
- Nun: Surelerin başındaki mukatta harflerindendir.
- Kalem: Yazı yazma aracı, ilmin ve yazının sembolü.
- Mesnun: Kesintiye uğrayan, minnet edilen. "Gayri memnun" ise kesintisiz, tükenmeyen demektir.
- Huluk: Ahlak, huy, tabiat.
- Azim: Yüce, büyük.
- Meftun: Deli, aklını yitirmiş, sınava çekilmiş.
1. Ayet
ن وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ (1)
1- Nûn. Kaleme ve (yazanların) satır satır yazdıklarına yemin olsun ki,
Allah-u Teâlâ kaleme ve yazılanlara yemin ederek sureye başlamaktadır. Kalem, bilginin, ilmin, medeniyetin ve vahyin kalıcı olmasını sağlayan en önemli araçtır. Burada kaleme ve yazanlara yapılan yemin, kalemin ve yazının İslam dinindeki yüce değerini ve önemini gözler önüne sermektedir.
2. Ayet
مَا أَنْتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍ (2)
2- Sen, Rabbinin nimeti sayesinde bir deli değilsin.
Müşriklerin, Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) getirdiği ilahi mesajlar ve Kur'an karşısında şaşkına dönerek O'na "deli" yaftası yapıştırmalarına karşı Allah-u Teâlâ bu iddiayı kesin bir dille reddetmektedir. Peygamberimizin akli melekelerinin yerinde olduğunu, O'na verilen peygamberlik nimetinin büyük bir lütuf olduğunu ve bu ithamların tamamen asılsız olduğunu vurgular.
3. Ayet
وَإِنَّ لَكَ لَأَجْرًا غَيْرَ مَمْنُونٍ (3)
3- Ve şüphesiz senin için bitip tükenmeyen kesintisiz bir ecir vardır.
Peygamber Efendimiz'in tebliğ yolunda katlandığı bütün sıkıntılara, maruz kaldığı hakaretlere ve zorluklara karşılık Allah katında kendisine asla kesintiye uğramayacak, tükenmek bilmeyen büyük bir mükâfat (ecir) verileceği müjdelenmektedir.
4. Ayet
وَإِنَّكَ لَعَلَى خُلُقٍ عَظِيمٍ (4)
4- Ve şüphesiz sen yüce bir ahlak üzeresin.
Bu ayet, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) ahlâkının yüceliğini tescil eden en temel ayetlerden biridir. İslam ahlakının en kusursuz örneği olan Peygamberimiz, Kur'an ahlakıyla ahlaklanmış; merhameti, adaleti, dürüstlüğü ve sabrı ile insanlığa en üstün modeli sunmuştur.
5. ve 6. Ayetler
فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَ (5) بِأَيِّكُمُ الْمَفْتُونُ (6)
5- Yakında göreceksin ve onlar da görecekler;
6- Hanginizin fitneye uğrayıp deli olduğunu.
Bu ayetlerde ilahi bir uyarı ve geleceğe yönelik bir hakikat vaadi yer almaktadır. Gerçekte kimin akl-ı selim sahibi olduğu, kimin ise haktan saparak hakiki anlamda "meftun" (şaşkın/sapkın) duruma düştüğü ortaya çıktığında, hem Peygamberimiz hem de inkarcılar bunu bizzat gözleriyle göreceklerdir.
7. Ayet
إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ (7)
7- Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir; hidayete erenleri de en iyi bilendir.
Allah, kimin hak yolda sebat ettiğini, kimin ise gurur ve inat yüzünden sapkınlığa düştüğünü en iyi bilendir. Kimseye haksızlık edilmez; herkes tercihinin karşılığını eksiksiz alacaktır. Bu ifade, peygambere bir teselli, inkarcılara ise ilahi bir uyarı niteliğindedir.
8. Ayet
فَلَا تُطِعِ الْمُكَذِّبِينَ (8)
8- Öyleyse yalanlayanlara itaat etme.
Peygamber Efendimiz'e hakikati yalanlayan, İslam'ın yayılmasını engellemeye çalışan kimselerin baskılarına ve taviz verme yönündeki taleplerine boyun eğmemesi, onların isteklerine kesinlikle uymaması emredilmektedir.
9. Ayet
وَدُّوا لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ (9)
9- Onlar istediler ki sen yumuşak davranasın (taviz veresin), onlar da yumuşak davransınlar.
Müşrikler, Hz. Muhammed'in kendi dinlerinden bazı unsurlara göz yummasını veya putlarına karşı çıkmamasını istemişlerdi. Buna karşılık kendilerinin de O'na ve Müslümanlara karşı yumuşak davranacaklarını teklif etmişlerdi. Bu ayet, ilke ve inançtan asla taviz verilemeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır.
10 - 13. Ayetler
وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَّهِينٍ (10) هَمَّازٍ مَّشَّاءٍ بِنَمِيمٍ (11) مَنَّاعٍ لِّلْخَيْرِ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ (12) عُتُلِّ بَعْدَ ذَلِكَ زَنِيمٍ (13)
10- Şu çok yemin eden, aşağılık kimselere itaat etme:
11- Alaycı, laf taşıyıp duran,
12- İyiliğe engel olan, saldırgan, günahkâr,
13- Kaba ve katı kalpli, bunun ötesinde bir de soysuz...
Bu ayetlerde İslam düşmanlığı yapan, ahlaki değerlerden yoksun, sürekli yemin ederek insanları aldatmaya çalışan, koğuculuk yapan ve kötülükte ileri giden kişilerin karakter özellikleri tasvir edilmekte ve bu nitelikteki kimselerin asla dikkate alınmaması gerektiği vurgulanmaktadır.
14. ve 15. Ayetler
أَنْ كَانَ ذَا مَالٍ وَبَنِينَ (14) إِذَا تُتْلَى عَلَيْهِ آيَاتُنَا قَالَ أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ (15)
14- Malı ve oğulları var diye (o kâfire uyma).
15- Üzerine ayetlerimiz okunduğu zaman, "Öncekilerin masallarıdır" der.
İnkârcıların sahip oldukları servet ve evlat çokluğuna güvenerek büyüklendikleri, hakikat karşısında kibirlendikleri belirtilir. Kendilerine Allah'ın ayetleri hatırlatılıp okunduğunda ise küstahça bir tavırla bunların geçmişten kalma masallardan ibaret olduğunu söyleyerek gerçeği reddettikleri ifade edilmektedir.
16. Ayet
سَنَسِمُهُ عَلَى الْخُرْطُومِ (16)
16- Biz onun hortumu (burnu) üzerine damga vuracağız.
Bu ifade, o kibirli ve ahlaksız kişinin hem bu dünyada hem de ahirette rezil edileceğini, onurunun kırılacağını ve silinmez bir zillet damgasıyla damgalanacağını bildiren tehdit edici ilahi bir beyandır.
17 - 20. Ayetler (Bahçe Sahipleri Kıssası)
إِنَّا بَلَوْنَاهُمْ كَمَا بَلَوْنَا أَصْحَابَ الْجَنَّةِ إِذْ أَقْسَمُوا لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحِينَ (17) وَلَا يَسْتَثْنُونَ (18) فَطَافَ عَلَيْهَا طَائِفٌ مِّن رَّبِّكَ وَهُمْ نَائِمُونَ (19) فَأَصْبَحَتْ كَالصَّرِيمِ (20)
17- Gerçekten biz, zamanında o bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi bunlara da bela verdik. Hani onlar, sabah erken bahçenin ürününü derleyeceklerine yemin etmişlerdi.
18- (İşlerini Allah'ın iradesine bağlayıp) "İnşallah" demiyorlardı.
19- Fakat onlar uyurken Rabbinin katından dolaşan bir afet bahçeyi sarıp dolaştı.
20- Sonunda bahçe kararıp kökünden kesilmiş ekin (kuru bir çöl) haline geldi.
Bu ayetlerde, elindeki servete güvenerek yoksulların hakkını vermemekte inat eden, "İnşallah" demeden bencilce planlar kuran kimselerin akıbeti ibretlik bir kıssa ile anlatılmaktadır.
21 - 33. Ayetler (Kıssanın Devamı ve İbretler)
فَتَنَادَوْا مُصْبِحِينَ (21) أَّنِ اغْدُوا عَلَى حَرْثِكُمْ إِن كُنتُمْ صَارِمِينَ (22) فَانطَلَقُوا وَهُمْ يَتَخَافَتُونَ (23) أَن لَّا يَدْخُلَنَّهَا الْيَوْمَ عَلَيْكُم مَّسْكِينٌ (24) وَغَدَوْا عَلَى حَرْدٍ قَادِرِينَ (25) فَلَمَّا رَأَوْهَا قَالُوا إِنَّا لَضَالُّونَ (26) بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ (27) قَالَ أَوْسَطُهُمْ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ (28) قَالُوا سُبحَانَ رَبِّنَا إِنَّا كُنَّا ظَالِمِينَ (29) فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ يَتَلَاوَمُونَ (30) قَالُوا يَا وَيْلَنَا إِنَّا كُنَّا طَاغِينَ (31) عَسَى رَبُّنَا أَن يُبْدِلَنَا خَيْرًا مِّنْهَا إِنَّا إِلَى رَبِّنَا رَاغِبُونَ (32) كَذَلِكَ الْعَذَابُ وَلَعَذَابُ الآخِرَةِ أَكْبَرُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ (33)
21- Sabahleyin birbirlerine seslendiler:
22- "Eğer ürününüzü derleyecekseniz erkenden tarlanıza gidin."
23- İçlerinden fısıldaşarak yola koyuldular:
24- "Sakın bugün hiçbir yoksul bahçenize girip yanınızda olmasın."
25- (Fakirleri) engellemeye güçleri yetmiş gibi erkenden yola çıktılar.
26- Bahçeyi gördüklerinde, "Şüphesiz biz yolumuzu şaşırmışız" dediler.
27- (Durumu anlayınca da) "Hayır, biz mahrum bırakıldık" dediler.
28- İçlerinin en hayırlısı olanları şöyle dedi: "Ben size 'Allah'ı tesbih etsenize' dememiş miydim?"
29- Dediler ki: "Rabbimiz seni tesbih ederiz, şüphesiz biz zâlimler idik."
30- Derken birbirlerini suçlamaya başladılar.
31- "Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kimselermişiz" dediler.
32- "Umulur ki Rabbimiz bize bunun yerine daha hayırlısını verir; çünkü biz artık Rabbimize yöneliyoruz."
33- İşte azap böyledir. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür; keşke bilselerdi!
Bu çarpıcı kıssa, insanlara ellerindeki nimetlerin şükrünü yerine getirmeleri gerektiğini, yardımlaşma ve paylaşma bilincinden uzaklaşmanın büyük bir azaba sebep olacağını hatırlatmaktadır.
34 - 36. Ayetler
إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ عِندَ رَبِّهِمْ جَنَّاتِ النَّعِيمِ (34) أَفَفَجْعَلُ الْمُسْلِمِينَ كَالْمُجْرِمِينَ (35) مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ (36)
34- Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için Rableri katında Naîm cennetleri vardır.
35- Biz müslümanları günahkârlarla bir tutar mıyız hiç?
36- Size ne oluyor, nasıl hükmediyorsunuz?
Ahirette iyilerle kötülük yapanların asla bir olmayacağı, takva sahiplerine nimet dolu cennetlerin verileceği vurgulanmakta; kâfirlerin bu adaletsiz mantığı eleştirilmektedir.
37 - 41. Ayetler
أَمْ لَكُمْ كِتَابٌ فِيهِ تَدْرُسُونَ (37) إِنَّ لَكُمْ فِيهِ لَمَا تَخَيَّرُونَ (38) أَمْ لَكُمْ أَيْمَانٌ عَلَيْنَا بَالِغَةٌ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ إِنَّ لَكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَ (39) سَلْهُمْ أَيُهُم بِذَلِكَ زَعِيمٌ (40) أَمْ لَهُمْ شُرَكَاءُ فَلْيَأْتُوا بِشُرَكَائِهِمْ إِنْ كَانُوا صَادِقِينَ (41)
37- Yoksa size ait bir kitap var da onda mı okuyorsunuz?
38- "İçinde ne seçerseniz mutlak surette sizin olacaktır" diye?
39- Yoksa, "Ne hükmederseniz kesinlikle sizindir" diye kıyamet gününe kadar geçerli üzerimize verilmiş kesin sözler ve yeminler mi var?
40- Sor onlara, bu iddiaya kefil olan kimmiş?
41- Yoksa onların ortakları mı var? Eğer doğru söylüyorlarsa o ortaklarını getirsinler!
Bu ayetlerde müşriklerin herhangi bir ilahi mesnede dayanmadan, tamamen kendi arzularına göre ahiret hakkında hüküm vermelerinin geçersizliği ve tutarsızlığı gözler önüne serilmektedir.
42. ve 43. Ayetler
يَوْمَ يُكْشَفُ عَنْ سَاقٍ وَيُدْعَوْنَ إِلَى السُّجُودِ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ (42) خَاشِعَةً أَبْصَارُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ وَقَدْ كَانُوا يُدْعَوْنَ إِلَى السُّجُودِ وَهُمْ سَالِمُونَ (43)
42- İşlerin güçleşip dehşetli bir hal aldığı günde secdeye davet edilirler, fakat güç yetiremezler.
43- Gözleri korkudan düşmüş, kendilerini de bir zillet bürümüştür. Oysa onlar daha önce (dünyada) sapasağlam iken secdeye davet ediliyorlardı (ancak yanaşmıyorlardı).
Kıyamet gününün zorlukları ve dehşeti tasvir edilmekte; dünyada iken Allah'ın çağrısına uymayanların ahiretteki pişmanlık ve çaresizlikleri anlatılmaktadır.
44. ve 45. Ayetler
فَذَرْنِي وَمَنْ يُكَذِّبُ بِهَذَا الْحَدِيثِ سَنَسْتَدْرِجُهُمْ مِنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ (44) وَأُمْلِي لَهُمْ إِنَّ كَيْدِي مَتِينٌ (45)
44- Bu sözü (Kur'an'ı) yalanlayanı bana bırak! Biz onları bilemeyecekleri bir yönden yavaş yavaş felakete sürükleyeceğiz.
45- Onlara süre tanıyorum; şüphesiz benim planım çok sağlamdır.
Peygamberimiz'e teselli verilerek bu işin Allah'a havale edilmesi istenmekte, inkarcıların verilen mühletle aldanıp günahlarını artırmalarının ardından farkında olmadan yavaş yavaş azaba sürüklenecekleri bildirilmektedir.
46. ve 47. Ayetler
أَمْ تَسْأَلُهُمْ أَجْرًا فَهُمْ مِنْ مَغْرَمٍ مُثْقَلُونَ (46) أَمْ عِنْدَهُمُ الْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ (47)
46- Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da bu yüzden onlar borç yükü altında mı eziliyorlar?
47- Yoksa gayb THEIR yanında da onlar mı yazıp duruyorlar?
Peygamber Efendimiz'in tebliğ karşılığında kimseden maddi bir karşılık beklemediği, onların ise ne gaybı bildikleri ne de ellerinde haklı bir belge bulunduğu belirtilerek inkarcıların iddialarının temelsizliği vurgulanır.
48 - 50. Ayetler (Hz. Yunus'un Kıssası)
فَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُنْ كَصَاحِبِ الْحُوتِ إِذْ نَادَى وَهُوَ مَكْظُومٌ (48) لَوْلَا أَنْ تَدَارَكَهُ نِعْمَةٌ مِنْ رَبِّكَ لَنُبِذَ بِالْعَرَاءِ وَهُوَ مَذْمُومٌ (49) فَاجْتَبَاهُ رَبُّهُ فَجَعَلَهُ مِنَ الْمُتَّقِينَ (50)
48- Rabbinin hükmüne sabret; balık sahibini (Hz. Yunus'u) izleyip sıkıntı içinde dua eden kimse gibi olma.
49- Eğer Rabbinden ona bir rahmet yetişmemiş olsaydı, o, kınanmış bir halde çıplak bir alana atılacaktı.
50- Derken Rabbi onu seçti ve sâlih kimselerden kıldı.
Peygamberimize sabretmesi emredilirken, Hz. Yunus'un (a.s.) sabırsızlığı ve sonrasındaki tövbesi hatırlatılarak aceleci davranılmaması gerektiği öğütlenmektedir.
51. ve 52. Ayetler
وَإِنْ يَكَادُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَيُزْلِقُونَكَ بِأَبْصَارِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا الذِّكْرَ وَيَقُولُونَ إِنَّهُ لَمَجْنُونٌ (51) وَمَا هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَمِينَ (52)
51- O inkâr edenler Kur'an'ı işittikleri vakit neredeyse seni gözleriyle devirecekler (öfkelerinden bakışlarıyla yiyecek gibi bakacaklar) ve "O kesinlikle bir delidir" diyorlar.
52- Hâlbuki o (Kur'an), âlemler için ancak bir öğüttür.
Surenin son ayetlerinde inkârcıların Peygamberimize duydukları aşırı kin ve öfke gözler önüne serilmekte, Kur'an'ın bütün insanlık için evrensel bir uyarı ve öğüt olduğu belirtilerek sure tamamlanmaktadır.